2 Kasım 2009 Pazartesi

Issız kumsal günlükleri - 1

3 kasım Salı
Bu kumsala yerleşeli 4 gün oluyor. Saçım sakalım hali hazırda uzun olduğu için sanki yıllardır buradaymışım gibi bir izlenimim var.
Buraya yerleşmeden önce, balık tutmak gibi basit ama hayatta kalmama yardım olacak beceriler edinmeyi akıl dahi edemediğimden, dört gündür bir çalının üzerinde yetişen turuncu yemişlerden yiyorum. Ağzımda sürekli kekremsi bir tat var. Ayrıca tuvalet kağıdı yerine yaprak kullanmayı akıl ettim ama yaprağın parlak tarafını değilde alt tarafını kullanmayı ancak dün akıl edebildim. parlak taraf kullanıldığında işler içinden çıkılması zor bir hal alıyor.
Ha birde dün buraya tenha yerler arayan bir çift geldi. Hemen bir bahane ile yanlarına gittim. kumsaldan bir şeyler topluyormuş gibi yaparak onlara yaklaştım. O an kendimi tanımadığı çocuklarla kaynaşabilmek için yavaş yavaş onlara yaklaşan, bu arada da onları hiç umursamıyormuş gibi yapan küçük bir çocuk gibi hissettim. Oğlan biraz çekindi ama kız merakına yenik düşüp bana doğru geldi. Biraz konuştuktan sonra kızın gönlünü fethetmiştim. Öyle sanıyorum benim yıllardır burada yaşadığımı sanıyorlardı. Onlara yazar olduğumu ve şehir hayatının monotonluğundan dolayı buraya geldiğimi söyledim. Sonra da çay içmek için kulübeme davet ettim. kız bana:
- Sizin yaşayış biçiminiz sanki sisteme bir başkaldırı niteliğinde. Yani yalnızlığı içselleştirebilmiş olmanız modern dünyaya bir eleştiri sanki. dedi.
Öyle sanıyorum ki dört gün önce bende böyle saçma sapan cümleler kuruyordum. Sanki yaptığım her hareket bir başkaldırıymışcasına yaşıyordum.
Kulübeye vardığımızda çay yapmaya başladım. Buraya gelmeden önce aldığım çaydan demleyecektim tabi ki ama hazır çay olduğu anlaşılmasın diye dışarıdan bir iki kokulu ot toplayıp içine karıştırdım. Beraberce içtik. İnsan görmeyi o kadar özlmişim ki karşımdakilerin geri zekalı olmalarına bile aldırış etmiyordum. Ulan zekasızlar akdeniz burası çayın ne işi var burada. Kız büyük bir keyifle benim etraftan topladığım çayı yudumlayıp, benim ıssız hayat hakkında anlattıklarımı dinlerken, oğlan bu kumsala geliş amaçlarını hatırlamış, sabırsızca kızın üzerine saldıracağı anı bekliyordu. Fakat umudu kırılmak üzereydi. Çünkü ben hep yakınlarda olacaktım. Zaman çok çabuk geçmiş hava kararmaya başlamıştı. İlk misafirlerimi yollamış, bin bir güçlükle ateşi yakıp başına geçmiştim. Kızın ,özlemişimdir diye bıraktığı fakat benim öyle şeylerde gözüm olmadığı için hiç oralı değilmiş gibi göründüğüm bisküvileri keyfini çıkara çıkara yedim. Azıcık ufalanmışlardı ama olsundu. Gayet iyi bir akşam yemeği yedikten sonra keyifle uyudum.