13 Haziran 2009 Cumartesi

İlk ağacın öyküsü

Buralarda neler yaşandı bir bilseniz.

Ben hep burda değildim ama, gördüğüm kadarını anlatabilirim.

Önce yavaş yavaş sıcağı hissetmeye başladım.

İçim ısınmıştı.

Sonra aniden anlayamadığım bir şey oldu.

Kabuğum çatlamıştı. Artık dışarıyı görebiliyordum.

Her tarafım toprakla çevrilmişti.

Meraklanmıştım ama, kabuğun dışına çıkamamıştım önceleri.

Korkmuştum. Sonra toprak sıcaklığıyla korkumu aldı.

"Gel" dedi.

"Korkacak bir şey yok."

Sonra yavaş yavaş filiz oldum dışarı çıktım.

Toprakta ilerledikçe sıcaklığı daha fazla hissediyordum.

Sonunda toprağın yüzeyine ulaştım. Başımı biraz uzattım ve birden onu hissettim.

Çok güzeldi. Topraktaki sıcaklığın kaynağı o olmalıydı.

ondan aldığım sıcaklık birden tüm vücuduma yayıldı.

En az toprak kadar güzeldi.

o an hayatımın sonuna kadar burada kalabilirim diye düşündüm.

Köklerimi saldım toprağa. Sıkı sıkı tuttum toprağı bir daha hiç bırakmamacasına.

Artık daha rahattım. O' nun altında yaşayacaktım hep.

Sonraları ufak pişmanlıklarım oldu ama hepsine değerdi.

Bana "büyü" diyordu resmen.

"Uza yukarılara doğru. Bana yaklaş iyice."

Artık tek hedefim buydu.

Uzayabildiğim kadar uzayacak, ona yaklaşacaktım.

Ne kadar büyürsem büyüyeyim ona yetişemiyordum bir türlü.

Ama büyümeyi bırakmadım hiç.

Her nefesimde o vardı.

Nefes alıp vermemi bile kolaylaştırıyordu.

Artık iyice büyümüştüm. Daha sonra çok garip bir şey oldu.

Dallarımdan tohumlar döküldü toprağa.

Korkmuştum. Hiç alışık olmadığım bir şeydi.

Mutsuzdum.

Resmen parçalanmıştım ufak ufak.

Sonra garip şeyler oldu.

Bir sabah uyanıp toprağa baktım.

Toprak gülümsüyordu bana.

"Bak" diyordu.

Hareketsiz bir şekilde toprağın işaret ettiği yere baktım.

Birden ufak bir kıpırtı oldu toprakta.

Sonra o yeşillerin en güzeline bürünmüş bir şekilde başını topraktan çıkardı.

Tüm mutsuzluğum bir anda yokoldu.

Yapraklarım sallanmaya başladı heyecandan.

Tüm mutsuzluğum kaybolup gitmişti.

Sonra diğerleri gösterdiler güzel yüzlerini bana.

Zaman su gibi açıp gitti.

Hepsi büyüdü. Yanlarında da kendi küçük fidelerini büyüttüler.

Sıkı sıkıya tutunduk hem toprağa, hem birbirimize.

Artık zamanın farkına varamıyordum.

Fakat bir gün toprak da dahil olmak üzere hepimizi bir ürperti sardı.

Herkes tedirgindi.

Kimse konuşmuyordu.

Sonra onları gördüm uzaklardan.

Kara bulutlar etraflarına dehşet saça saça geliyorlardı.

Kısa bir sürede tüm göğü kapladılar.

Artık onu göremiyorduk.

Hissedemiyorduk.

Soğuk kaplamıştı heryerimizi.

Kimse konuşmuyordu.

Hava iyice soğuyunca ilk kar tanesi bulutların arasından düştü.

Sonra birden yağmağa başladılar.

Önceleri toprak kendine dokunan kar tanelerini eritip derinliklerine doğru yolluyordu.

Fakat sonra bu savaşını kaybetmeye başladı.

Yavaş yavaş onunda üstünü kapladılar.

Bizim dallarımız yapraklarımız karla dolmuştu zaten.

Öyle ağırlaşmışlardı ki dallarım kırılacak zannettim.

Kar durmadan devam etti.

Biz de yavaş yavaş uykuya dalıyorduk.

Kar artık tüm çocuklarımı kaplamıştı.

Beni de içine alıyordu.

İyice kara batınca derin ama mutsuz bir uykuya daldık hepimiz.

Öyle sanıyorum ki bir tek Dağ ayaktaydı.

Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum, bir gün bir hareketliliğe uyandım.

Kendime şöyle bir bakınca telaşlandım.

Dallarım, yapraklarım, kabuğum ölmüştü adeta.

Fakat ilk tohumumun toprağa düştüğü zamanki kısım hala sağlamdı.

Birden içimi bir umut kapladı.

Dağın dediğine göre bulutlar yanlarında getirdikleri son kar tanesinide toprağa yollayıp kaybolmuşlardı.

Sonra çok hafif bir ısı hissettim.

Bu O idi.

Bizim için geri gelmişti.

Yavaş yavaş tüm karı eritiyordu.

Elimizden, hayran hayran bakmaktan başka birşey gelmiyordu.

Sonra bütün kar eridi.

Toprak kendine gelmiş ondan aldığı sıcaklıkla hepimize can veriyordu.

Yeniden canlandık.

Yeniden ısındık.

Yeniden başladık büyümeye.

İşimiz çoktu.

Daha ona yetişene kadar önümüzde bir sürü yol vardı.

Uzadıkça uzadık.

Her şey rayına oturmuş tıkır tıkır işliyordu ki, İnsanlar geldiler buralara. Biz geçip gidecekler sandık ama onlar kaldılar.

Biz şaşıra şaşıra onları izledik.

Önce meyveleri topladılar.

Sonra kısa bir şüre içinde değişik aletlerle gelip.

Tüm çocuklarımı kesmeye başladılar.

Onun elinden hiçbir şey gelmiyordu.

En son bana ulaştılar.

Acıta acıta yıllardır ona ulaşmak için büyüttüğüm gövdemi kesip aldılar.

Tüm ağaçlar kesilmişti. Sadece köklerimiz ve kesilen yerin alt kısmı kalmıştı.

Artık kesecek ağaç kalmayınca yüzlerini ona çevirdiler.

O irkildi.

1 yorum: