8 Haziran 2009 Pazartesi

Bölüm 2 - Büyük Göl' ün Öyküsü

Buralarda neler yaşandı bir bilseniz.

Ben hepsini yaşadım. Çünkü hep burdaydım.

Buralara aslında ilk ben geldim. Güneş' ten kaçarken bulmuştum burayı.

Ben ondan sürekli kaçarım. Buharlaşır bulut olurum onu görünce.

Hızlı hızlı ilerlerim. Eğer çok seversen geldiğim yeri, donuverip buz ederim kendimi.

Böylece Güneş bir süre uzak durur benden.

İşte son durağım da burası oldu. Bulut olup kaçtım,

yağmur olup buralara düştüm. Öyle hızlı hızlı değil ama. Sakin, kuvvetli bir şekilde yağdım toprağa can vererek. Toprak içine girmeme izin verdi usul usul. Önce en aşağıya kadar süzüldüm.

Sonra yavaş yavaş her yeri kaplamaya başladım.

Altımda kalan toprak yavaş yavaş canlanıyordu.

Hissediyordum. Ufak ufak kıpırtılar geliyordu aşağılardan.

Tam buraları iyiden iyiye şekillendirdim derken,

Güneş, beni kıskanmış olacak ki hemen yüzünü buralara döndü.

Ben de apar topar bulut olup uzaklaştım burdan.

Fakat burası benim için çok önemliydi ve bir gün geri döneceğimi biliyordum.

Burda yaptığım hiç bir şeye dokunmadım. Çünkü bir gün geri dönecektim.

Bundan emindim.

Aradan uzun yıllar geçti.

Bir gün işittim ki Güneş benim oraları iyice güzelleştirmiş.

Her yerden ağaçlar bitmiş.

O eski püskü, çirkin dağ bile ağaçlarla kaplanmış.

Her yer yemyeşil olmuş.

Artık daha da çok dönmek istiyordum benim olan yere.

Derken bir gün bir umut ışığı doğdu benim için.

Güneşin biraz uzaklaştığı haberi geldi.

Bunu fırsat bilip ve tüm gücümü toplayıp bulut oldum tekrar.

Ama bu sefer işimi şansa bırakamazdım.

Kapkara ve kocaman bir bulut oldum.

Hızlı hızlı benim olan yere doğru yöneldim.

Tüm göğü kapladım ki Güneş içeri sızamasın.

Kar oldum yağdım toprağa.

Güneş gözükmediği için hava iyice soğumuştu.

Her yeri kapladım. Güneşin yaptığı her şey altımda kalmıştı.

Bazı ağaçlar dayanamadılar soğuğa.

Ama ben olsun dedim, bir şey olmaz.

Ama oldu. Buradaki hiç kimse memnun değildi benden.

Dağ bile, sanki canlıymış gibi rahatsızlığını belirtiyordu.

Buradaki herkese mutsuzluk getirmiştim.

Pişmanlık duyuyordum. Fakat hava o kadar soğuktu ki

kendimi durduramıyordum.

Sürekli yağıyordum toprağın üzerine.

İstemeden de olsa buralara üzüntü getirmiştim.

Kimse benden memnun değildi.

Fakat sonra bir şey oldu.

Benim için değil ama buralar için bir umut.

Ben toprağa yağdıkça bulutlarım inceliyor, Güneş hafif hafif gücünü gösteriyordu.

Sonunda son damlamda kar olup düşünce toprağa. Güneşin yardımıyla yavaş yavaş erimeye başladım.

Önce tekrar suya dönüştüm.

Güneş çok güçlüydü. Ve beni biran önce göndermek için durmadan çabalıyordu.

Ben de hummalı bir çalışmaya giriştim.

Buralardan tam olarak gitmeden, kaybettirdiklerimi geri kazandırmayı istiyordum.

Sonunda tamamen buluta dönüştüm ama küçük bir parçamı burada bıraktım. Ufak bir nehir.

Arada sırada biraz bulut olup ağaçların üzerine yağıyordum.

Çok da hoşlarına gidiyordu.

Sonunda buralar iyice güzelleşmiş, ben kendimi iyice affettirmiştim.

Bu arada güneş her gün ben en büyüğüm diye bağırıyordu.

Aslında her şeyi beraber yapmıştık. Bir türlü kabullenmiyordu.

Daha sonra bir şey oldu.

İnsanlar geldiler buralara.

Biz geçip gidecekler sandık ama onlar kaldılar.,

Ben artık eskisi gibi değildim.

Beni bile değiştirdiler.

Hayatı uzaklaştırdılar buradan.

Öyle bir şey yaptılar ki Güneş’ in etkisi artmıştı.

Artık hayat vermek yerine hayatı zorlaştırıyordu.

Sonunda bende kurudum. Eski dağın içinde çok küçük bir parçam kaldı sadece.

Artık Güneş "en güçlü benim" demeyi bırakmıştı.

Beraber yaptığımız her şeyi bir çırpıda yok ediyorlardı çünkü.

En son, buralarda hiçbir şey kalmayınca yüzlerini güneşe çevirdiler.

Güneş irkildi.

1 yorum: