30 Nisan 2009 Perşembe

Küçük kuş

Uzun zaman önce küçük bir kuş, daha önce hiç görmediği ve başkası tarafından da hiç görülmemiş olan bir yere kondu. Sessizce etrafına bakındı. Bu küçük kuşun, konduğu yerin, yıllar sonra insanlar tarafından bulunup, etrafında  bir şehir kurulacağından, ve tam durduğu yerde bir apartman yükseleceğinden, apartman yükseldikten yıllar sonra o apartmanın birinci katına taşınan insanlardan, ve o insanlardan birinin, bir yıl oturup tam taşınmak üzereyken o küçük kuş hakkında kısa bir yazı yazacağından ve hakkında yazılan bu yazıyı farklı farklı kuşların kondukları  ve konulan yerlerde, o  kuşların konmalarından yıllar sonra kurulan farklı farklı şehirlerde, ve yine tam da o kuşların konduğu yerlere dikilen apartmanlarda oturan insanlar tarafından okunacağından, belki de kendi oturdukları apartman kurulmadan çok uzun zamanlar önce tam da apartmanlarının olduğu yere konmuş olan kuşları düşünebileceklerinden hiç haberi yoktu. Küçük kuş biraz daha etrafa bakındıktan sonra uçtu, gitti. 

Bir dağın öyküsü

Buralarda neler yaşandı bir bilseniz.

Ben hepsini gördüm. Çünkü hep burdaydım.

İlk önce yağmurlar geldi. Hiç durmadan yağdılar üzerimize.

Günlerce, aylarca, yıllarca.

Gökten düşen her damla aynı hızla toprağı işleyerek aşağıya doğru süzüldü.

Su yavaş yavaş kapladı her yeri.

Her yer su oldu.

Bu Büyük Göl idi.

Büyük Göl buralara hayat verdi. Masmaviydi.

Büyük Göl’ün kapladığı heryer sakin sakin canlanıyordu.

Uzun yıllar böyle geçti.

Büyük Göl tam buraları iyice şekillendirmişti ki Güneş, Büyük Göl' ün hükümranlığına son vermek istercesine gösterdi gücünü.

Büyük Göl güçlüydü, sabırla şekillendiriyordu buraları ama Güneş' e karşı duramadı.

Güneş tüm gücünü gösterdi. Büyük Göl’ ü yavaş yavaş çok uzak topraklara taşıdı.

Büyük Göl yavaş yavaş yeni topraklara doğru gönderilirken cömertliğini bir daha gösterdi ve buralara getirdiği hayatı geri almadı.

Ve Güneş, Büyük Gölü çok uzaklara taşıyan Yüce Güneş, onun bıraktıklarını daha da güzelleştirdi.

Güneşin ısıttığı toprak daha çabuk canlandı.

Ağaçlar çıktı ilkin.

Yavaş yavaş büyüdüler. Her büyüyen ağaç, çocuklarını da getirdi buralara.

Burdaki tüm ağaçlar akrabadır. Her ağaç annesinin yanından doğar ve hiç ayrılmaz ordan. Köklerini sıkı sıkı bağlarlar birbirlerine.

Yavaş yavaş örttüler toprağın üstünü. Sıkı sıkı sarıldılar toprağa.

Bu arada Büyük Göl tamamen gitmemişti hani. Küçük bir nehir olur dolana dolana akıyordu artık. Ağaçlar iyice kapladı buraları.

Derken birgün kara bulutlar gözüktüler uzaktan. Güneş’ in hükümranlığını kıskanmış olacaklarki gelip tüm göğü kapladılar.

Hava birden soğudu.

Soğuğu adeta içimizde hissediyorduk. Herkes tedirgindi. Göğü kaplayan bulutlar beyaz karı getirdiler. Hemen tanıdım. Büyük Göl’ dü bu.

Bulutlarla bir olup geri dönmüştü.

Ben iyiydim ama bazı ağaçlar dayanamadılar soğuğa. Bazıları güçlüydü. Kökleriyle sağlamca tutunuyorlardı yere.

Onlarla beraber dayandık.

Büyük Göl şeklini değiştirmişti ama halinden memnundu. Heryeri karla kaplamıştı bu sefer. Maviden beyaza dönmüştü.

Yine buralara Büyük Göl hükmediyordu artık.

Aradan uzun yıllar geçti.

Büyük Göl halen kar kar halinde oturuyordu toprağın üzerindeki tahtında.

Eski haline dönmeye uğraşıyordu ama yapamıyordu. Aksine yeni gelen bulutlarla beraber daha da çok yapışıyordu toprağa.

Uzun zaman toprağa yağdı.

Bulutlardaki son damla su da kara dönüşüp toprağa düştüğü vakit Güneş tekrar gösterdi yüzünü.

Eskisinden daha güçlüydü.

Uzun süre beklemiş, beklediğine de değmişti. Kararlı bir şekilde uğraştı. Gündüzleri çalışıyor geceleri dinleniyordu.

Uzun uğraşlar sonucunda Büyük Gölü tekrar gönderdi buralardan.

Sıcaklığı içimizde hissettik tekrar. Ağaçlar sanki hiçbir şey olmamış gibi çıktılar yine yok oldukları yerlerden.

Yine kapladılar dört bir yanı. Toprağa daha sıkı tutundular bu sefer.

Yeni gelen hayat hayvanları da getirdi bu sefer.

Her şey yoluna girmişti.

Büyük Göl yine küçük bir nehir halini almış söylene söylene akıyordu.

Güneş hergün "En güçlü benim" diye bağırıyordu adeta.

Önceden Büyük Göl olan Küçük Nehir, kıskana kıskana bakıyordu ona.

Güneş bazen Küçük Nehir’ den küçük bir parça alıp ağaçların üzerine yağmur yağdırıyordu.

Küçük Nehir kızsada bir şey diyemiyordu.

Daha sonra bir şey oldu.

İnsanlar geldiler buralara. Biz geçip gidecekler sandık ama onlar kaldılar. Önce hayvanları ve ağaçları bitirdiler.

Hayatı uzaklaştırdılar buralardan. Artık Güneş "en güçlü benim" demeyi bırakmıştı.

Yaptığı her şeyi bir çırpıda yok ediyorlardı çünkü.

En son buralarda hiçbir şey kalmayınca yüzlerini Güneş’ e çevirdiler.

Güneş irkildi.